
Yılların söylemidir...Yetkililer, bilirkişiler konuşur ”bu sorunu çözmek isityorsak önce eğitim!”
Çok doğru. Eğiterek ve öğreterek doğrunun ne olduğu anlatılır, tatbik edilmesi istenir, takip edilir ve eğitilen kişi uygulamayı doğru bir şekilde hayata geçirdiği zaman sonuç başarılı olmuş sayılır. Eğer bir de öğretilen konuyu kişi refleks haline getirmiş ise pürüzsüz bir eğitim başarısı söz konusudur.
En önemli eğitimlerden biri de hiç kuşkusuz ehliyet sahibi olmak için aldığımız eğitimdir. Çünkü araç kullanılırken yapılan her hamle aslında trafik denen toplum hareketinin düzenini etkilemektedir. Öyle ki yapılan bir hata ağır can ve mal kayıplarına sebep olabilir.
İşte tam da bu nedenlerden dolayı ülkemizde sanıyorum 1990 yılından itibaren önce sürücü kursları ehliyet almak isteyen adayları güzelce eğitiyor ve bu güzel eğitimli insanlar merkezi bir devlet sınavı sonrasında başarılı olurlarsa ehliyetlerini alıp trafiğe çıkıyorlar. Peki eğitimi alıp sınavı geçmiş olmak başarıyı getiriyor mu? Maalesef hayır! İşin acı tarafı bu hayır cevabını çok ağır bedeller sonucu edindiğimiz tecrübelere dayanarak söyleyebiliyoruz. Aslında ne kadar eğitimli olursanız olun, hatta erbap olun, hata yapmak her zaman yaşanabilecek bir talihsizliktir. Zaten bu hatalar sonucu vuku bulan olaylara da “kaza” deriz; zayiatı küçük ya da büyük olsun, istenmeden yapılır. Aldığınız eğitim belirleyici değildir.
Zaten aldığımız eğitim de nedir? Trafik, motor ve ilk yardım. Motor eğitiminin gerekliliğini hiç anlamamışımdır ama ilkyardım çok önemli. Aldığımız ilkyardım eğitimini ne zaman kullanmamız gerektiği hiç belli olmaz. Motor eğitimini de neden gereksiz bulurum çünkü aracın çalışma prensiplerini ve mekaniğini bilmek aracı kullanırken işimize yaramamaktadır. Buzdolabı aldığımızda nasıl soğuttuğunu öğretiyorlar mı? Ya da fırının nasıl ısıttığını? Fonksiyonlarını nasıl çalıştıracağımızı öğreniyoruz. Eğer merak varsa zaten faklı bir şekilde isteyen öğrenir. Ama aracın seyrinin devamlılığını sağlayacak pratik bilgiler önemlidir tabi. Trafik eğitimi ise her an uygulamasını yaptığımız bir eğitim. Ehliyeti olan herkesin de bu eğitimin ana başlıklarını çok iyi bildiğini düşünüyorum. Kırmızı da geçilmez! Hız sınırları aşılmaz! Tehlikeli şerit değiştirilmez! Emniyet şeridine girilmez!! Geçiş üstünlükleri uygulanır! Otobanda durulmaz! Sizce bunları bilmeyen var mıdır? Ama her an bu ihlallerle karşılaşıyoruz değil mi? Bunların eğitimini alan kişi eğer bu ihlalleri kasten yapıyorsa farklı bir eğitime ihityacı var demektir! Eğer bugün trafikte bu kadar ihlal yapılıyorsa bunun sebebi kişilerdedir. Kişinin kendini eğitmesi gerekir. Eğer bu sorumluluğu taşıyorsanız, büyük ya da küçük ihlallerin sonucunun nerelere varabileceğini biliyorsanız, etrafınızdakilere saygınız varsa zaten kendinizi ister istemez eğitiyorsunuz. Ama bunların hiçbiri umurunuzda değilse, işte o zaman psikolojik eğitime ve saygılı olmayı öğrenmeye ihtiyaç vardır. Etrafımızda bunlara ihtiyaç duyan hergün yüzlercesini görüyoruz değil mi?
Tabi burada bir konuyu da atlamamak lazım. Herkes etrafına karşı bu kadar duyarlı olacak bir psikolojiye sahip olmayabilir. İşte burada cezalar devreye giriyor. Cezalar caydırıcı olmadığı sürece ihlaller ve ihlallerin sonucunda da çok ağır sonuçlar kaçınılmaz olur ki her yıl binlerce örneğini trafik bilançolarından görüyoruz. Bizzat şahit olduğum bir örneği vereyim. Çok yakın bir arkadaşım ilk gittiği zamanlarda (yani henüz nelerle karşılaşabileceğini bilmiyorken) Amerika Birleşik Devletleri’nde alkollü araç kullanırken yakalandı. 4 bin 500 dolar (yaklaşık 8 bin yüz lira) ceza ödemenin haricinde 6 ay ehliyetine el konuldu ve 4 hafta terapi gördü. Tüm vicdani sorumluluklarınızı hiçe sayıp alkollü yola çıkabiliyor olsanız bile böyle bir cezası olsa polise yakalanma ihtimalini göze alır mısınız?
O zaman sorgulamamız gereken, eğitim ama hangi eğitim? Ceza ama nasıl ceza?
Sevgiyle kalın.
