İlkokul üçüncü sınıftaydım. Havadaki güneşle birleştiğinde daha çok sevdiğim bir cuma günü sabahçı olduğum için saat yarım gibi okuldan çıkıp haftasonuna başlamanın verdiği keyifle eve geldim. Ama annemin “hadi üstünü değiştir Emel teyzenlere gideceğiz” demesi tüm keyfimi kaçırdı. El mahkum tuttum annemin elini çıktık yola. Yol boyunca ne yapacağım orada diye düşünüp durdum. Çocukları da koca adamlar olduğu için evlerinde oyuncak bile yoktu.
Vardığımızda hemen pencerenin önündeki koltuğa oturup dışarıyı seyretmeye başladım. Kafama göre birilerini bulursam belki çıkar onlarla oynayarak bu güzel cuma gününü harcamamış olurdum.
Burası da ne biçim sokakmış bütün çocuklar herhalde öğlenci diye düşünürken küçücük tekerlekleri olan bir motosiklete binmiş ben yaşlarda bir çocuk geçti sokaktan. Ne şanşlı diye düşündüm. Annesi Babası çocuğa motosiklet almış. Zaten o zamanlarda neredeyse birtek postacılarda sarı Jawa’ları görürdük motosiklet olarak. Sırf bu yüzden büyüyünce postacı olmayı bile düşünmüştüm.
Derken başka bir çocuk daha geçti aynı motosikletle, iki dakika sonra başkası, sonra başkası...
İşin içinde bir iş vardı. Anneme kapının önüne iniyorum diyerek çıktım. Sonra pencereyi de kollayarak, motosikletin peşine düştüm. Bir baktımki adamın biri, yolun başında, para aldığı çocuğu bindiriyor. Gözlerim ve kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu ama annem hayatta izin vermezdi böyle birşeye. Turu 5 lira ama cepte 5 kuruş bile yok. Ne yapıp edip annemden kaptım 10 lirayı ve tadına doyamadığım iki tur attım.
Bu büyük keyif ve heyecanla, o küçücük tekerlekli motosikletin üstünde o gün tanıştım. Ve bugün sevgili motoruma bindiğimde hep aklımdan şu geçer :” iyi ki gitmişiz Emel teyzelere”
Sevgiyle kalın...